Tuşlu Telefon Geri Döndü — Algoritmadan Saklanmanın Cazibesi

pexels-c3-1-593321
Özet

— title: “Tuşlu Telefon Geri Döndü — Algoritmadan Saklanmanın Cazibesi” slug: tuslu-telefon-geri-dondu-algoritmadan-saklanma author: Zeynep Doğan category: Yaşam —

⏱ 13 dakika okuma📝 3,663 kelime📅 25 May 2026🔄 Son güncelleme: 9 Haz 2026

Tuşlu Telefon Geri Döndü — Algoritmadan Saklanmanın Cazibesi


title: “Tuşlu Telefon Geri Döndü — Algoritmadan Saklanmanın Cazibesi”
slug: tuslu-telefon-geri-dondu-algoritmadan-saklanma
author: Zeynep Doğan
category: Yaşam

Tuşlu Telefon Geri Döndü — Algoritmadan Saklanmanın Cazibesi

Beşiktaş’ta bir kafede, yirmili yaşlarının başında bir gencin masasında latte bardağının yanında siyah, küçük, ekranı iki santimetreyi geçmeyen bir Nokia duruyor. Yanındaki arkadaşı gülerek “bu nedir, bir hafta dayanabildin mi” diye soruyor. Cevap kısa: “Üç ay oldu, bir daha geri dönmeyeceğim.” Masa boyunca uzanan tek detay bu değil. Yanındaki defterde mürekkepli kalemle çizilmiş bir liste, çantanın yan cebinde bir film makinesi var. Bu mevsim orta sınıf şehirli yaşam dergilerinin sayfalarını çevirdiğinizde aynı sahneyi farklı kafelerde, farklı yaş gruplarında görüyorsunuz. Tuşlu telefon, sessiz ama inatçı bir geri dönüş yapıyor; üstelik bu, kısa süreli bir detoks değil, kalıcı bir alışkanlık değişimi gibi duruyor.

Ahşap bir kafe masasında siyah tuşlu telefon, açık bir defter ve film makinesi
Şehirli orta yaş kuşağının yeni masa kompozisyonu: dokunmatik değil tuşlu, akıllı değil yavaş.

Beşiktaş’ta Bir Akşam — Tuşlu Telefonun Sessiz Geri Dönüşü

Akşamüstü altı sularında Akaretler’deki bir kahve dükkânının camından içeri bakıyoruz. Masaların yarısında akıllı telefon yok. Bu cümleyi iki yıl önce yazsam abartı sayılırdı; şimdi ise sahnenin kendisi. Yirmili yaşlarının başında olanlar, küçük ekranlı, sadece arama ve SMS işlevi olan cihazları çantalarından çıkarıyor. Bir kısmının yedek bir akıllı telefonu da var ama “evde kaldı” diyorlar. Otuzlu yaşlarda olanlarsa daha hibrit bir yaklaşımda; iş saatleri dışında tuşluya geçiyor, sosyal medyaya haftada birkaç saatlik bir bütçe ayırıyor.

A Haber’in geçtiğimiz ocak ayında yayımladığı manşet, bu sahnenin sokak diline çevrilmiş halinden başka bir şey değil: “Analog yaşam trendi yükselişte: örgü, film kamera, tuşlu telefon geri döndü.” Haberde özellikle altı çizilen bir cümle var: bu davranış “kısa süreli detoks değil, kalıcı alışkanlık değişimi.” Yani bir hafta sonu kampı, bir meditasyon retreat’i, bir Instagram molası değil; günlük yaşamın mimarisini değiştiren bir karar.

Statista’nın 2025 verilerine göre dumbphone satışları küresel ölçekte yüzde 25 arttı; feature phone kategorisi son iki yılda yüzde 34 büyüdü. Aynı raporlara göre Z kuşağının yüzde 63’ü bilinçli olarak ekransız bir alışkanlığı günlük rutinine ekledi. Türkiye’de bu rakamların birebir yansıması olmasa da, İstanbul ve Ankara’nın orta üst kuşağında benzer bir hareket gözle görülür durumda. Bu yazıda bu sessiz dönüşümün kafelerden başlayıp evlere, hobilere, satın alma kararlarına nasıl yayıldığını adım adım inceleyeceğiz.

Algoritma Yorgunluğu Nedir, Nasıl Tanırız

Önce sözcüğün kendisinden başlayalım. Algoritma yorgunluğu, klinik bir tanı değil, ama gündelik dile son iki yılda iyiden iyiye yerleşmiş bir kavram. Sosyal medya beslemenizin, video önerilerinizin, hatta haber sitelerinin sizin için seçtiği içeriklerin bir noktadan sonra şu hissi yaratması: “Hepsi aynı, hepsi tekrar, hiçbiri gerçekten beni bulmuyor.” UC Riverside’dan araştırmacı Avriel Epps, yapay zekâ üretimi içeriği tanımlarken aynen şu sözcükleri kullanıyor: “yorucu, tekrarlı, özgünlükten yoksun.” Bu üç kelime, kullanıcıların kendi cümleleriyle anlattıklarıyla şaşırtıcı biçimde örtüşüyor.

Belirtiler nelerden oluşuyor

  • Telefonu elinize aldığınızda neye baktığınızı unutmak ve birkaç saniye sonra hiçbir şey hatırlamadan kapatmak.
  • Aynı tip içeriği (kısa video, görsel, başlık) farklı uygulamalarda görmek ve bir noktadan sonra ayırt edememek.
  • Bir saatlik kullanımdan sonra dinlenmek yerine daha yorgun hissetmek.
  • Gerçek konuşmalarda dikkati toplamakta zorlanmak; göz kontağı süresinin kısalması.
  • Uyku öncesi kaydırma seanslarının sabah uyanışını ağırlaştırması.

Bu belirtilerin hiçbirini tek başına ciddi bir sorun olarak tanımlamak doğru değil. Ama bir araya geldiğinde, bir cihazla ilişkimizin sağlıklı bir akış olmaktan çıkıp tek yönlü bir tüketime dönüştüğünü gösterirler. AI yorgunluğu kavramının özellikle son bir yılda bu kadar konuşulması tesadüf değil; üretilen içeriğin hacmi, insan dikkatinin işleyebileceğinin çok ötesine geçti.

Tuşlu Telefonun Mantığı — Sınırın Verdiği Özgürlük

↑ Başa dön

Tuşlu telefonu seçen insanlarla konuştuğunuzda en sık duyduğunuz cümle şu: “Çağrılmadığım bir oyundan çıktım.” Bu cümlenin altında yatan mantık aslında basit. Akıllı telefon, yapısı gereği, sizin ona bakmadığınız her saniye dahi etkileşim üretmek üzere tasarlanmış bir cihaz. Bildirimler, rozetler, otomatik öneriler, “şunu da görmek ister misin” mantığıyla çalışan kuyruklar… Tuşlu telefonda bunların hiçbiri yok. Sadece arama, sadece SMS, en fazla bir radyo veya alarm.

Bu yokluk, ilk haftada bir tür yoksunluk gibi yaşansa da, ikinci haftadan itibaren genişleyen bir alana dönüşüyor. Bir kullanıcı şöyle anlatıyor: “Otobüste pencereden bakmanın, otururken sadece oturmanın ne kadar tuhaf bir lüks olduğunu unutmuşum. Şimdi bunlar günümün en sevdiğim parçaları.” Sınırın özgürlük üretmesi sezgilere ters görünüyor; ama davranış bilimi bu denkleme uzun zamandır aşina. Seçenek azaltıldığında karar yükü düşüyor, dikkat geri geliyor, an genişliyor.

Pratik tarafı: kimler için işliyor

Tam zamanlı tuşlu telefon kullanımı herkes için uygun değil. Banka uygulamaları, harita, taksi çağırma, e-devlet işlemleri akıllı telefon olmadan zorlaşıyor. Bu yüzden çoğu kullanıcı iki cihazlı bir hibrit yöntem deniyor: tuşlu telefon gün boyu üzerinde, akıllı telefon evde bir çekmecede ya da çantanın derininde. İhtiyaç anında çıkarılıyor, iş bitince geri konuyor. Bu küçük fiziksel mesafe, davranışı baştan aşağı değiştiriyor.

Filmli Kamera ve Polaroid’in Yeni Sahibi: Z Kuşağı

Kadıköy Moda sahilinde bir cumartesi sabahı sayılamayacak kadar çok film kamerası görüyorsunuz. Bir kısmı 90’lardan kalma kompakt makineler, bir kısmı yeni üretim Polaroid, bir kısmı 35mm SLR. Z kuşağı için filmli kamera, sadece bir estetik tercih değil; bir tempo değişimi. Anlık çekim, anlık paylaşım, anlık geri bildirim döngüsünün dışına çıkmak. Çekim ile görme arasına bir hafta, bazen bir ay konulduğunda fotoğraf yeniden bir hatıraya dönüşüyor.

Genç bir kişinin elinde 35mm filmli kamera, arka planda boğaz manzarası
Filmli kamera, çekimle görme arasına süre koyuyor; bu süre fotoğrafın değerini değiştiriyor.

Maliyet meselesi konuşulmadan olmaz. Başlangıç seviyesi bir filmli kompakt, ikinci el piyasada 2.500 ile 6.000 lira arasında bir aralıkta. Film makarası, kuşkusuz, gerçek harcama kalemi: bir 35mm renkli film 350-500 lira civarında, banyo ve tarama hizmeti makara başına 250-400 lira. Yani 24 karelik bir film, ortalama 700 liralık bir keyfe denk geliyor. Bu rakam, “her şeyi çekme” alışkanlığını otomatik olarak terbiye ediyor. İşte tam da bu yüzden işliyor.

  • Başlangıç paketi: ikinci el bir Olympus Mju veya Yashica T serisi, iki renkli film, bir banyo kuponu.
  • Polaroid seçeneği: kullanım daha sade, ancak film başına maliyet daha yüksek (kare başına 60-80 lira).
  • Hibrit yaklaşım: günlük çekimler için film, özel anlar için Polaroid kombinasyonu.

Plak Çalar Geri Geldi — Dinleme Sürecinin Yavaşlığı

Sabah Pazar’ın 5 Ekim 2025 tarihli sayısında manşet açıktı: “Gençlerin yeni tutkusu: plaklar.” Bir önceki kuşağın çatıya kaldırdığı pikapları torunlar, ikinci el çarşılardan kapışıyor. Beyoğlu’nda ve Karaköy’de yeni açılan plak dükkânları, hafta sonları kuyruğa dönüşüyor. Bu mesele, yalnızca nostalji değil; dinleme sürecinin yavaşlığıyla kurulan yeni bir ilişki.

Plak, dijital ses kütüphanesinin tam zıttı. Bir albümü baştan sona dinlemek, kalkıp tarafı çevirmek, iğneyi temizlemek… Bütün bu küçük ritüeller, müziği bir arka plan gürültüsünden çıkarıp ön plana taşıyor. Spotify’da bir saatte 20 şarkıdan parçalar duyup hiçbirini hatırlamamak yerine, bir albümle 40 dakika tek bir hikâyenin içinde kalmak. Genç bir kullanıcı bunu şöyle özetliyor: “Plak çalar, Spotify’ın bana yapmadığını yapıyor: beni bir şeye verdiriyor.”

Ses kalitesi mi, ritüel mi

Audiophile tartışmalarına girmek bu yazının sınırlarını aşar. Ama önemli bir not: insanların plağa dönüşü, çoğunlukla ses kalitesiyle ilgili değil. Aksine birçok ucuz pikap, modern bir kulaklıkla karşılaştırıldığında daha “kötü” ses üretir. Mesele, dinleme deneyiminin yapısı. Tıpkı filmli kamerada olduğu gibi, plakta da süreç ürünün kendisinden daha belirleyici. Dijital ses dinleyenler için iyi haber şu: ikisini aynı anda yaşamak mümkün. Pikap pazar sabahları için, AirPods iş yolculuğu için.

Örgü, Tığ, Seramik — Ellerin Yeniden Anlam Kazanması

↑ Başa dön

Bir başka şehirli sahne: Cihangir’de bir atölye, akşam yedi-on arası seramik kursu. Yedi kişilik grup; ortalama yaş 32, üçü yazılım sektöründen, ikisi reklamcılıktan, biri öğretmen, biri serbest mali müşavir. Soru basit: niye buradalar? Cevap ortak: “Bütün gün ekran karşısında. Ellerimle bir şey yapmadan yatağa girmek istemiyorum.” Bu cümle, son üç yılın belki de en sık duyulan şehirli özlemini özetliyor.

Örgü, tığ, makrame, seramik, ahşap oymacılık, terzi dikişi… Hepsinin ortak özelliği, sonucu görmek için zaman gerektirmesi ve süreçte tekrar eden bir hareketin yarattığı meditatif durum. Beyin görüntüleme çalışmaları, el işi sırasında prefrontal korteksin belli bir tür “yumuşak odak” durumuna girdiğini gösteriyor; bu durum, ne tam dinlenme ne tam üretkenlik, ama ikisinin arasında, beklenmedik biçimde iyileştirici bir alan.

  • Örgü: başlangıç maliyeti düşük (bir takım şiş ve iyi bir yün için 400-700 lira), öğrenme eğrisi nazik.
  • Seramik: atölye dışı bireysel pratik zor; aylık 1.500-2.500 liralık atölye üyelikleri yaygın.
  • Makrame: ip ve yüzük yeterli, ilk hafta sonu basit duvar süsleri çıkarmak mümkün.
  • Dikiş: ikinci el bir Singer ve sabırla başlanıyor; en uzun vadeli getirili hobi.

Defter Tutma ve Kağıdın İçindeki Direnç

Tuşlu telefonun çantadaki yoldaşı, çoğu zaman bir defter. Bullet journal’lardan klasik ajandalara, A6 cep defterlerinden mürekkepli kalemle yazılan büyük ciltli defterlere kadar geniş bir yelpaze var. Z kuşağı için defter, sosyal medyaya alternatif bir paylaşım alanı değil, kapalı, mahrem, sadece kendine ait bir alan. “Notion’da yazınca her şey bir veri parçasına dönüşüyor. Defterde yazınca bana ait kalıyor” diyor 29 yaşındaki bir kullanıcı.

Bu mahremiyet hissi, hem psikolojik hem pratik. Kâğıt, hiçbir bulut sunucusuna senkronlanmıyor, kimseyle paylaşılmıyor, algoritmik bir öneri sistemine besin olmuyor. Dijital alışkanlık haritamızda bulutun bir varlık biçimi olduğunu düşünürsek, kâğıt onun karşıt kutbunu işaret ediyor. Bu karşıtlık yeni nesil için cazibe yaratıyor; sahip oldukları az sayıdaki gerçekten “kendilerine ait” alandan biri.

Tam Analog Yaşamak Mümkün mü — Seçici Geri Dönüşün Sınırları

Burada gerçekçi olmak gerekiyor. Türkiye’de bugün tam zamanlı analog yaşamak mümkün değil. E-devlet, HES kodu, banka uygulamaları, BİTAKSİ, yemek siparişi, fatura ödeme, sağlık randevuları… Bunların hiçbirinde dijital olmayan bir paralel sistem yok. Bu yüzden gözlemlediğimiz davranış “tam analog” değil, “seçici geri dönüş.” İnsanlar dijitalden tamamen çıkmıyor; dijitalin hangi alanda hayatlarında olacağına karar veriyor.

Bir yazılımcı şöyle açıklıyor: “Spotify yerine iPod kullanıyorum. Otobüste rastgele bir şey önerilmiyor, kendi yüklediklerimi dinliyorum. Ama harita için telefonu kullanmaya devam ediyorum. Çünkü sokakta kaybolmak istemiyorum, ama beslememin algoritma tarafından kararlaştırılmasını istemiyorum.” Bu cümle, çağın seçici tüketicisinin manifestosu sayılır.

Seçici geri dönüşün haritası

  1. Dijitalde tutulan alanlar: bankacılık, harita, ulaşım, resmi işlemler, iş iletişimi.
  2. Analoga taşınan alanlar: müzik dinleme, fotoğraf, not alma, kitap okuma, kişisel sosyalleşme.
  3. Tartışmalı alanlar: haber tüketimi (gazete mi, podcast mi, sosyal medya mı), mesajlaşma (SMS mi, WhatsApp mı).

Estetik mi, Gerçek mi — Analog Trendinin İçeriğini Sorgulamak

↑ Başa dön

Burada dürüst olmak şart. Analog dönüşün önemli bir kısmı, eleştirmenlerin haklı olarak işaret ettiği gibi, estetik tüketim. Instagram’da “analog day” hashtag’iyle paylaşılan filmli kamera fotoğrafları, plak çalar masaüstü flat lay’leri, vintage filtreli kafe köşeleri… Bütün bu içerikler, ironik biçimde, tam da kaçınılmak istenen algoritmik döngünün içinde dolaşıyor. Filmli kamerayı çekip Instagram’a koyan kişi, gerçekten bir tempo değişimi mi yaşıyor, yoksa estetik bir kimlik mi yapılandırıyor?

Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişir; ama önemli bir ayırt edici var. Gerçek analog dönüş sessiz olur. Paylaşılmaz, anlatılmaz, performansa dönüştürülmez. Tuşlu telefonu üç ay kullanıp bunu hiç kimseye söylemeyen birinin yaşadığı dönüşümle, her hafta “şu kadar gün ekransız kaldım” diye paylaşan birinin yaşadığı dönüşüm aynı değil. Timeout Istanbul’un “analog kültür” sahnesi olarak adlandırdığı şey, bu iki kategorinin tuhaf bir karışımı. Hem gerçek bir alışkanlık değişimi var, hem de bu değişimin Instagram’a uyumlu bir sunum biçimi.

Kişisel bir detaylı rehberimiz kuran, az ama gerçek seçimler yapan, bu seçimleri dışarıya kanıtlamak zorunda hissetmeyen insanların dönüşümü uzun ömürlü oluyor. Diğerleri için trend, başka bir trende kadar yaşıyor.

Bir Hafta Dijital Sınırlama Deneyi — Pratik Başlangıç

Tuşlu telefon almadan, plak çalar yatırımı yapmadan, atölyeye yazılmadan başlanabilecek bir hafta var. Maliyetsiz, geri dönülebilir, gerçek bir veri toplayan bir deney. Şu şekilde işliyor:

  1. Pazartesi: Bütün sosyal medya uygulamalarını ana ekrandan kaldırın. Üçüncü klasöre, görünmez bir köşeye taşıyın. Sadece bu tek değişiklik, kullanım süresini ortalama yüzde 30 düşürüyor.
  2. Salı: Telefonu odanın bir köşesine bir şarj kablosuyla sabitleyin. Yatağa, mutfak masasına, kanepeye götürmeyin. Sadece “telefon köşesinde” kullanılsın.
  3. Çarşamba: Sabah ilk bir saati ve akşam son bir saati ekransız geçirin. Bunun yerine: kahve, defter, gerçek bir kitap, pencere kenarı.
  4. Perşembe: Bildirimleri tamamen kapatın. Telefonu siz açıp baktığınızda ne olduğunu görün; bu sizin için yeterli mi?
  5. Cuma: Akşam yemeği dışarıda. Telefon çantada, sessizde, çıkarılmıyor. Sohbet, yemek, sokak.
  6. Cumartesi: Yarım gün analog. Bir film makinesi yoksa eski bir kamera, yoksa sadece defter ve kalem. Şehirde bir yürüyüş, üç gözlem, üç not.
  7. Pazar: Haftanın değerlendirmesi. Hangi an iyi geldi, hangisi zorladı, hangisini hayatınızın kalıcı parçası yapmak istersiniz?
Pencere kenarında açık bir defter, fincan ve telefonun bulunmadığı bir sabah sahnesi
Bir hafta dijital sınırlama deneyinin temel kuralı: cihazla aranıza fiziksel mesafe koymak.

Bu deneyi tamamlayanlar genellikle iki yöne ayrılıyor. Bir kısmı eski alışkanlıklarına dönüyor ama küçük değişiklikler kalıcı oluyor: bildirimler kapalı kalıyor, yatak başında telefon yok. Diğer kısmı daha radikal adımlar atmaya hazırlanıyor: tuşlu telefon arıyor, atölyeye yazılıyor, ikinci el bir filmli kamera bakıyor. İki sonuç da değerli. Belirleyici olan, kararın gözlem üzerine kurulu olması.

Tıpkı bir üçüncü mekan alışkanlığı geliştirmek gibi, dijitalle ilişkimizi yeniden tasarlamak da deneme yanılma istiyor. Bir defada olmuyor, bir formülle olmuyor; ama bir hafta sonu zihni karıştırmaya yetiyor.

Sık Sorulanlar

Tuşlu telefona geçmek bağımlılığı çözer mi?

Tek başına çözmez, ama davranışın mimarisini değiştirir. Telefon bağımlılığı dediğimiz şey, çoğu zaman cihazla değil, cihazın sunduğu sonsuz kaydırma, bildirim ve sosyal onay döngüsüyle ilgili. Tuşlu telefon bu döngüyü teknik olarak imkânsız hale getirir; bu yüzden alışkanlığı kırmak için çok güçlü bir araçtır. Ancak altta yatan motivasyon (kaçma isteği, yalnızlık, yorgunluk) ele alınmazsa, başka bir uyaranı arar hale gelirsiniz: televizyon, yeme, alışveriş gibi. Yani tuşlu telefon iyi bir başlangıç, ama tek başına bir tedavi değil.

Filmli kamera başlangıç için ne kadara mal olur?

İkinci el bir Olympus Mju, Canon AF35M veya Yashica T serisi 2.500 ile 6.000 lira arasında bulunabiliyor. Bunun üzerine bir 35mm renkli film 350-500 lira, banyo ve tarama makara başına 250-400 lira. İlk yatırım dahil, ilk üç ayda yaklaşık 5.000-8.000 liralık bir bütçe makul. Polaroid daha kolay başlangıç ama film başına maliyet (kare başına 60-80 lira) yüksek. Polaroid başlangıç makineleri 3.000-5.000 lira aralığında. Önemli ipucu: yeni filmler için dolapta saklama ve son kullanma tarihine dikkat.

Plak çalar mı, dijital ses kalitesi mi?

Saf ses kalitesi açısından modern dijital her zaman daha temiz, daha geniş, daha tutarlıdır. Plak çalar bir ses kalitesi yatırımı değil, bir dinleme deneyimi yatırımıdır. İkisi farklı sorulara cevap verir. Eğer hedefiniz işe giderken kulaklıkla en yüksek kalitede müzik dinlemekse iyi bir DAC ve kulaklık daha mantıklı. Hedefiniz pazar sabahı kahveyle bir albümü baştan sona dinlemek, ritüel kurmaksa pikap doğru cevap. Çoğu insan ikisini birden kullanıyor; bunda hiçbir tutarsızlık yok.

Analog hobi seçerken nelere dikkat etmeli?

Üç soru sorun. Birincisi: bu hobi ne zaman yapılabiliyor, günlük yaşamımın akışına oturuyor mu? Akşam 21.00 dışında zamanı olmayan biri için seramik atölyesi (saatleri sınırlı) yerine evde örgü daha sürdürülebilir. İkincisi: maliyet eğrisi nasıl? Bazı hobiler (örgü, defter, dikiş) düşük başlar, yavaş büyür. Bazıları (film, seramik) sürekli sarf malzeme ister. Üçüncüsü: süreç mi, sonuç mu beni cezbediyor? Süreç odaklılar için meditatif tekrar (örgü, makrame) iyi; sonuç odaklılar için bir şey üretmek (dikiş, ahşap) tatmin verici. Yanlış eşleştirme, kısa sürede vazgeçmeye yol açıyor.

Algoritma yorgunluğu klinik bir durum mu?

Hayır, klinik bir tanı değil. DSM veya ICD gibi tanı kılavuzlarında “algoritma yorgunluğu” diye bir başlık yok. Ancak depresyon, anksiyete, dikkat dağınıklığı ve uyku bozuklukları gibi tanı koyulabilir durumların ortaya çıkmasında veya kötüleşmesinde dijital içerik tüketiminin rolü, son on yılın en aktif araştırma alanlarından biri. Eğer ekran kullanımınız uyku, iş veya ilişkilerinizi belirgin biçimde bozuyorsa, kendi başınıza analog deneyler yapmak yerine bir uzmanla konuşmak doğru olur. Bu yazıdaki öneriler, klinik düzeyde bir sorunun çözümü değil, sağlıklı bir kullanıcı için tasarım önerileridir.


Editör notu: Bu yazıda anlatılan davranış değişiklikleri, sağlıklı yetişkinler için gözlem temelli önerilerdir. Dikkat eksikliği, anksiyete, uyku bozukluğu gibi tanı koyulabilir durumlar yaşıyorsanız, dijital sınırlama denemelerine başlamadan önce bir uzmanla görüşmeniz önerilir. Yazıdaki fiyat aralıkları ikinci el piyasada gözlemlenen bant aralıklarıdır ve hızla değişebilir; satın alma öncesi güncel fiyat ve durumu kontrol edin.

Paylaş:XLinkedInTelegram

Düşüncelerinizi paylaşın

Yazıdaki önerilerden hangisini deneyeceksiniz? Tecrübenizi ya da sorularınızı yorumlarda yazın; editörlerimiz yanıtlamak için takip ediyor.

Haftalık bültene abone olun

Sağlık, endüstri, teknoloji ve iş dünyasından öne çıkanlar her hafta e-posta kutunuzda.

Bu Hafta Öne Çıkanlar

Blog Servisİstanbul, Türkiyeiletisim@blogservis.comKuruluş: 2020